Buradasınız

HATİP ATATÜRK

Journal Name:

Publication Year:

Author NameUniversity of Author
Abstract (Original Language): 
Atatürk'ün çeşitli cephelerinden biri de iyi bir hatip olmasıdır. Hitabet bilindiği gibi, dili dinleyicisini etkileyecek ve yönlendirecek şekilde kullanabilme gücünü gerektirir. Hitabet insanlık kadar eski. Doğuda da batıda da büyük örnekleri var. Politikacılar, avukatlar, din adamları, askerler hitabet sanatına başlatan ve geliştirenler. Bazı nutuklardan özet mahiyetinde kalan cümleler vecizeler olarak günümüze kadar yaşamıştır. Edebî eserlerde büyük nutuklar malzeme olarak kullanılmıştır. Marcus Antonius'un Sezar'ın öldürülmesinden sonraki nutku Shakespeare'in Julius Caesar adlı oyununun en dramatik sahnesidir. Keza Turan Oflazoğlu'nun 4. Murat adlı oyununda Murat'ın tebasına yemin ettirme sahnesi de hatırlanabilir. Bir asker olarak Atatürk'ün öğrencilik yıllarında saat tutarak konuşma alıştırmaları yaptığına dair bilgimiz bulunmakta. Yahya Kemal, bir yazısında dünden bugüne kalan hatiplerin elleri kolları ile bir takım hareketler yapanlar değil, söyledikleri sözler yazı haline gelerek bugüne ulaşanlar olduğunu söyler ki, hitabet sanatını edebiyatın bir türü kılan asıl böyle eserlerdir. Atatürk'ün de söyledikleri yazıya geçmiştir. Hitabette, gayeye göre kelimelerin seçilmesi en önemli noktadır, öyle ki kelimenin telaffuzu dinleyici cevap vermeye sevk edecektir. Konuşmacı bazen söylediği sözün tam zıddının anlaşılması için ses tonunu ustalıkla kullanır veya cümlesini oluşturan kelimeleri vurgular. Böylece kelime seçimi ve istifine, tonlama ve vurgulama da dahil olur. Elbette dili çok iyi bilmeyen bir kişi amacına uygun kelimeleri seçemez ve onları amacına uygun istifleyemez. Dili kusursuz konuşma, doğru telaffuz ve kelimelerin amaca uygun seçilmesi hitabetin önde gelen özellikleridir. Kelime seçimi derken kelimelerin ses değerlerini de kastediyorum. II. Dünya savaşında müttefiklere hitap eden meşhur konuşmasının Fransızca metnini gören Churchill bu metni beğenmez ve sorar, Fransızcada hiç patlayan, çatlayan, sert sesler yok mu? Zira o uyarıcı olmasını istediği konuşmasından hep böyle kelimeleri seçmiştir. Metnin Fransızcaya çevirisinde bu ton kaybolmuştur. Nitekim Atatürk'ten böyle hatırda kalan etkili cümleler vardır. "Hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır". Bu cümleyi etkili kılan anlamı kadar cümlede kullanılan t, h ve a, u harflerinin birbiriyle vuruşmasıdır ki, bütün vatan toprağının savaş alanı olduğunu hissettirir, adeta savaşın sesini, savaş hattının ardındakilere de, duyurur. Bunu bugünkü kelimelere çevirdiğimiz anda, o güç kendiliğinden kaybolur: "Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır. O alan bütün vatandır" cümlelerde anlam değişmemiş fakat değiştirilen kelimeler, aslının etkisi yok olmuştur.
FULL TEXT (PDF):