Buradasınız

ÜTOPYA VE DETERMİNİZM: ONDOKUZ VE YİRMİNCİ YÜZYIL KENTSEL ÜTOPYALARINDA MİMARİ DETERMİNİST DÜŞÜNCENİN ROLÜ

UTOPIA AND DETERMINISM: ARCHITECTURAL DETERMINISTIC THINKING IN URBAN UTOPIAS

Journal Name:

Publication Year:

Author Name
Abstract (Original Language): 
Günümüzde kentsel tasarım alanındaki uygulamalarda ortaya çıkan sorunlar, genellikle, bu uygulamaların ondokuzuncu yüzyıl sonları ile yirminci yüzyıl başlarında Batı'da geliştirilen ütopik kent modellerinden esinlenmesine bağlanmıştır. Bu dönemdeki kentsel ütopyalar, fonksiyonu dar anlamda ele alarak sadece biyolojik gereksinimler ve teknolojik buluşlara önem verdikleri, sosyal ve psikolojik gereksinimleri ise gözardı ettikleri ve evrensel olarak uygulanabilme varsayımına dayandıkları İçin eleştirilmişlerdir. Bu makalede öne sürülen üçüncü bir eleştiri konusu ise bu kentsel ütopyaların, aynı zamanda, mimari determinist düşünce - mimari çevrenin sosyal yaşamın en önemli belirleyicilerinden biri olduğu inancı - ile biçimlenmiş olmasıdır. Makalede ütopik düşüncenin tarih içindeki gelişiminden söz edilmiş ve mimari determinizmin ondokuzuncu yüzyıl sonuyla yirminci yüzyıl başlan arasındaki dönemde geliştirilen kentsel ütopyalarda ortaya çıkış nedenleri açıklanmıştır. Bu dönemdeki ütopik kent modelleri progressive (geleceğe yönelik) ve regressive (geçmişe özlem duyan) yaklaşımların ürünleri olarak iki ayn grupta ele alınmıştır. Bu iki yaklaşımın ortak eleştiri noktası mevcut mimari ve kentsel çevredir; ancak, ikinci gruptakiler geçmişin yerel topluluk ruhuna özlem duyarak kentsel yaşamı doğayla yeniden ilişkilendirmeyi amaçlamışlar, birinci gruptakiler ise geçmişle tüm ilişkiyi kopartmış ve verimlilik, temizlik, hız, rasyonellik ve ekonomiyi yeni çağın en önemli özellikleri olarak ele almışlardır. Yaklaşımlanndaki farklılıklara karşın ondokuzuncu yüzyıl sonları ile yirminci yüzyıl başlannda yaşayan ütopyacılar önerdikleri kent modellerinde genel olarak mimari determinist düşünceyi benimsemişlerdir. Bu devrin en etkili kentsel ütopyacılanmn yazıları incelendiğinde söz konusu eğilim açıkça görülmektedir. Geleceğe yönelik yaklaşımı benimseyen Sant'Elia, Le Corbusier ve Garnier ile geçmişe özlem duyan yaklaşımı benimseyen Soria y Mata, Wright ve Howard'in kent tasanmıyla ilgili yazılanndan verilen Örnekler, mimari çevrenin sosyal yaşamı belirleyeceği kanısının bu dönemdeki kentsel ütopyalarda genel olarak egemen olduğunu göstermektedir. Bu tür yaklaşımlar sonucunda gerçekleştirilen uygulamalardaki sorunlar mimari çevre ile sosyal çevre arasındaki ilişkinin mimarlar ve plancılar tarafından yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Son yıllarda yapılan pek çok araştırma mimari çevrenin toplumsal davranış ve toplumsal değişim üzerindeki etkisinin ancak dolaylı olabileceğini göstermiştir. Mimar ve plancı ancak potansiyel çevreyi sağlayabilir, fiili çevreyi ise kullanıcılar tanımlar. Mimari ve kentsel çevreye böyle bir yaklaşım daha gerçekçi ve sağlıklı önerilerin oluşmasında yardımcı olacaktır.
143-152