Journal Name:
- İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi
| Author Name |
|---|
Bookmark/Search this post with
Abstract (Original Language):
Türk inanç ve kültür tarihinin değişik coğrafyaları ve zaman dilimleri i¬çinde, Yunus Emre, Karacaoğlan gibi birçok ünlü kişisinin, farklı yerleşim birimlerinde yaşayan halk kitlelerince ; öncelikle, onlara olan sevgi ve saygının ifade edilişi veya herhangi bir ihtiyaç anında, manevî destek olarak görülüşü şeklindeki sebeplerle, tarihin akışı ve kendi gerçekleri pek de göz önüne alınmaksızın, bu dünyadaki son konaklarının, yalnızca, uzak ve yakın bütün geçmiş kuşaklarının da yaşamış olduğu, atadan kalma yurtlarında, yörelerinde bulunduğu kabul edilegelmiştir.Böylesine bir benimseyişte, zamandaki öncelik veya sonralık, mekândaki yakınlık yahut uzaklık hiç de engelleyici birşey olmamıştır!
Türklerin yerinde yurdunda, kendilerine makam niteliğindeki birer mezar ayrılmış kişiler arasında, Hz. Muhammed zamanında yaşayarak onu görmüş ve sohpetinde bulunmak şerefine ermişMüslümanlar (sahabeden olanlar) da bulun-maktadır.Bıı durumdaki kimseler arasında yer alan Ebü'd-Derdâ'nın, biri İstanbul, Eyüp'te, diğeri de Üsküdar mezarlığında olmak üzere iki makam mezarı1 vardır.
Lokmanî Dede tarafından, 1504 (H. 910) yılında, Mevlevîlik tarihinin iki ana kaynağı olan Risâle-i Sipehsâlâr ile Menâkıbu'l-ârifîn adındaki eserlerin, bazı ekleme ve çıkarmalar yapılarak mesnevi şeklinde Türkçeye çevrilmesiyle meydana getirilen Menâkıb-ı Mevlâna'nın bazı yazmalarında Hikâyet-i Duhter-i Karavaş (Kız Destanı), Hikâyet-i Bülbül, Hikâyet-i Kaknüs, Hikâyet-i Ken'ân" gibi değişik eserlerle, kaynaklarla ilgili bazı parçalara, toplamı farklı miktardaki beyit sayısı ile de olsa, yer verme yoluna gidilmiştir.
FULL TEXT (PDF):
- 1