ON TEACHING "CONSONANT ASSIMILATION" IN PHONETICS
IN TURKISH LANGUAGE
Journal Name:
- Turkish Studies
Keywords (Original Language):
| Author Name | University of Author | Faculty of Author |
|---|---|---|
Abstract (2. Language):
Traditional Turkish Language grammar teaching is carried out
under four chapters; namely, phonetics, morphology, lexicology (word
class), and syntax. One of the most important subjects of the chapter
called phonetics is sound changes. Sound changes are assessed under
two headers which are sound changes related to consonants and sound
changes related to vowels. One of the sound changes related to the
consonants is consonant assimilation. Teaching of consonant
assimilation is carried out through optional allomorphs of Turkish in
primary and secondary education. According to this approach, when an
affix starting with consonants "b, c, d, g" is attached at the end of a word
ending with one of the consonants "ç, f, h, k, p, s, ş, t (Fıstıkçı Şahap)" in
Turkish, those consonants are transformed into consonants "p, ç, t, k"
which are their strong counterparts. This change is called consonant
assimilation. The abovementioned approach is commonly seen in
academic grammar works/teaching.
This approach which originally considers the affixes of Turkish
Language voiced is problematic in terms of simultaneous teaching of
grammar. According to this approach, the mentioned affixes are attached
to the words in their voiced forms and, then, these voiced forms become
unvoiced by being assimilated by the last voice of the word. In other
words, strong consonant at the end of the word assimilates the soft
consonant at the start of the affix and makes it unvoiced and, thus,
juxtapositional and progressive consonant assimilation appears. It does
not seem easy to reconcile such an indirect process with the nature of
the language/language user tending to prefer less effort.In our opinion, it is not a sound assimilation arising out of
interactive effect of the sounds sharing the same environment
(çenber>çember, etmek>ekmek) but the preference of the language user
for sounds in harmony by moving from his/her cognitive codes regarding
to the system of his/her mother tongue. It is not observed in strings of
only consonants but also vowels. If consonant harmonies are called
assimilation, it shall be required to refer all vowel harmonies (backfront/
dark-slender; unrounded-rounded/labialization) as sound
assimilation. In fact, sound harmony and sound assimilation are the
concepts which have nuance. While sound harmony is a matter of fact,
sound assimilation is an event. It is possible to consider every sound
assimilation as a sound harmony. However, in our opinion, it is not a
correct approach to refer all sound harmonies as sound assimilation.
It is not easy to explain the approach which considers the affixes of
Turkish Language voiced according to the diachronic information.
Sources show that multi-formation in current affixes has appeared in the
recent periods of Turkish Language and the affixes with "c" which are
shown as an example to consonant assimilation/stiffening had been used
only with "ç" for a long time.
In this study, after it is shown how the subject is approached in
academic and National Education sources, recommendations related to
its teaching are made.
Bookmark/Search this post with
Abstract (Original Language):
Geleneksel Türkçe dil bilgisi öğretimi, ses bilgisi, biçim bilgisi, sözcük bilgisi (sözcük türleri) ve söz dizimi olmak üzere başlıca dört bölümde gerçekleştirilmektedir. Ses bilgisi bölümünün önemli konularından biri de ses olaylarıdır. Ses olayları, ünsüzlerle ilgili ses olayları ve ünlülerle ilgili ses olayları olmak üzere iki başlıkta değerlendirilir. Ünsüzlerle ilgili ses olaylarından biri de ünsüz benzeşmesidir. Ünsüz benzeşmesinin öğretimi, ilk ve orta öğretimde Türkçenin seçimlik alomorfları üzerinden yapılmaktadır. Bu yaklaşıma göre; Türkçede “ç, f, h, k, p, s, ş, t (Fıstıkçı Şahap)” ünsüzlerinden biri ile biten bir sözcükten sonra “b, c, d, g” ünsüzlerinden biriyle başlayan bir ek getirildiğinde bu ünsüzler sert karşılıkları olan “p, ç, t, k” ünsüzlerine dönüşür. Bu olaya ünsüz benzeşmesi denir. Söz konusu yaklaşıma yaygın olarak akademik dil bilgisi eserlerinde/öğretiminde de rastlanır.
Türkçenin eklerini aslen ötümlü sayan bu yaklaşım, eş zamanlı dil bilgisi öğretimi açısından sorunludur. Zira bu yaklaşıma göre, söz konusu ekler, kelimelere önce ötümlü biçimleri ile gelmekte, daha sonra bu ötümlü biçimler geldikleri kelimelerin son sesine benzeyerek ötümsüzleşmektedir. Başka bir ifadeyle, sözcüğün sonundaki sert ünsüz, ekin başındaki yumuşak ünsüzü kendisine benzeterek ötümsüzleştirmekte, böylece yakın, ilerleyici bir ünsüz benzeşmesi olayı gerçekleşmektedir. Böyle dolaylı bir işlemi, dilin/dil kullanıcısının az çabayı yeğleyen tabiatı ile telif etmek kolay görünmemektedir.
Bize göre, burada aynı ortamı paylaşan seslerin birbirini etkilemesinden kaynaklanan bir ses benzeşmesi olayı (çenber>çember, etmek>ekmek) değil, dil kullanıcısının, ana dilinin sistemine ilişkin zihinsel kodlarından hareketle uygun olan sesleri tercih etmesi durumu söz konusudur. Bu durum sadece ünsüzlerin değil, ünlülerin de dizilişinde gözlenmektedir. Şayet ünsüz uyumları benzeşme olayı olarak adlandırılırsa o zaman bütün ünlü uyumlarının da (kalınlık- incelik/artlık-önlük; düzlük-yuvarlaklık/dudak uyumları) ses
benzeşmesi olayı olarak sunulması gerekecektir. Oysa ses uyumu ile ses
benzeşmesi nüanslı kavramlardır. Ses uyumları birer olgu iken ses
benzeşmeleri birer olaydır. Her ses benzeşmesini aynı zamanda bir ses
uyumu olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak bütün ses
uyumlarını ses benzeşmesi olayı olarak değerlendirmek bizce doğru bir
yaklaşım değildir.
Türkçenin eklerini aslen ötümlü sayan yaklaşımı art zamanlı
bilgilere göre izah etmek de kolay değildir. Zira kaynaklar, mevcut
eklerdeki çok şekilliliğin Türkçenin son devirlerinde ortaya çıktığını,
ünsüz benzeşmesine/sertleşmesine örnek olarak gösterilen c’li eklerin
son dönemlere kadar uzun müddet sadece ç’li olarak kullanıldığını
bildirmektedir.
Çalışmada, akademik kaynaklar ile Milli Eğitim kaynaklarında
konunun ne şekilde ele alındığı tanıklandıktan sonra öğretimine ilişkin
öneride bulunulmuştur.
- 25