Journal Name:
- Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
| Author Name | University of Author | Faculty of Author |
|---|---|---|
Bookmark/Search this post with
Abstract (Original Language):
Ahiret hayatındaki ölümsüzlük Ihulûd, semavî dinlerin getirdiği ve ona inanmaya teşvik ettiği akidelerden biri olarak addedilir. Dinler, özellikle İslâm, onu, selim aklı ikna eden, açık ve anlaşılır aklî bir metotla sunmuştur. İslâm yeniden dirilmenin Iba 's zorunluluğunu, bu dünyada hayır ve şer olarak yaptıklarından hesaba çekilip karşılıklarını almaları için yeniden hayata döneceklerini insanlara teyit etmiştir.
Ba's /yeniden dirilme, nefsin ölümsüzlüğünü gerektirmektedir. Çünkü nefis, ahiret hayatı için kaynak /memba ve başlangıç /mebde' tır. Öyle ise ölümsüzlük, ba'sın ve ahlâk'ın hakikatlanndan bir hakikattir. Onu inkâr etmek Ahlâkî değerlerin yıkımına yol açar. Bu sebeple antik çağlardan beri birçok hükema /mütefekkir nefsin ölümsüzlüğüne, iyinin iyiliklerinden dolayı mükâfatlanacağı, kötünün de kötülükleri karşılığında cezalandırılacağı bir başka hayatın varlığına inanmışlardır.
İnsanın katında odaklaşan bu iman, ilhama benzeyen gizli bir şuur sayesinde ortaya çıkıyor ve bu hayatın arkasında başka bir hayatın olduğunu ifade ediyor. Bu şuur, insanda bulunan tabiî bir şuurdur, Allah tarafından konulduğu için de bu şuur hata yapmaz. Yüce Allah, herhangi bir işte insanı ikna etmek istediğinde, iknâ olunacakları fikri onların fıtratına (tabiatlarına) yerleştirir. Hayatın ölümsüzlüğüne olan istek ve iştiyak - diğer bir âlemde de olsa - beşerin nefislerinde yaygın olan nişlerdendir. Bu iştiyaka doğru kuvvetle koşar, derunumuzda /iç âlemimizde onu hissederiz. İnsanî özde var olan fıtrî bir emrin sebebi ile ölümsüzlük olmalıdır.
FULL TEXT (PDF):
- 1
279-314